31 Mart: Kaybedilmiş Seçim Değil, Kazanılmış Büyük Senaryo! – Nurdan Savaş Yazdı

31 Mart: Kaybedilmiş Seçim Değil, Kazanılmış Büyük Senaryo! – Nurdan Savaş Yazdı
Yayınlama: 12.07.2025 20:22
A+
A-

31 Mart: Kaybedilmiş Seçim Değil, Kazanılmış Büyük Senaryo!

Toz duman yavaş yavaş dağılıyor.

 31 Mart yerel seçimleri, son 20 yılın en sakin, şaibesiz ve sessiz ama belki de en sinsi seçimiydi. Oysa seçimden değil, bir tiyatrodan geçmiştik.

Ama bu sakinlik, bir plansızlık değil, tam tersine büyük bir senaryonun sessiz uygulama süreciydi.

 Ben, Erdoğan’ın 31 Mart seçimlerini kazanmak için değil, kaybetmek için organize ettiğini 3 Nisan 2024 tarihinde yazmıştım.

(Yazıyı okumak için tıklayın )

 Şimdi geriye dönüp şu soruyu sormanın tam vaktidir:

Gerçekten bir şeyler değişti mi, yoksa sadece perde değişti de aynı oyun mu sahneleniyor?

 Bu seçimlerin gerçek kazananı halk mıydı, Erdoğan mı, yoksa perde arkasında kurulan yeni denklemler mi?

 Asıl hedefi yeni Anayasa yapmak olan Erdoğan,

yerel seçimlerde “kaybederek kazanan” bir stratejiyi adım adım uyguladı.

Ve dikkat edin: Milletin öfkesini yönlendirmek, asıl mesele olan PKK ile yeniden kurulan ilişkileri perdelemek ve Yeni Anayasa planını tartışmasız yürütmek için…

Erdoğan’ın bu seçimlerdeki ilgisizliği bir zaaf değil, bir taktikdi.

31 Mart yerel seçimleri, Türk Milleti’ne karşı yürütülen muhalefeti de içine alan

çok katmanlı bir operasyon.

 Bu seçim, bir operasyondu.

Milleti, belediye başkanı mitinglerine çağırıp,

eş zamanlı bebek katiline meşruiyet zemini hazırlayan,

PKK’nın “silah bırakıyoruz” tiyatrosunu servis eden,

aynı anda da “kayyumlarla mücadele ediyoruz” algısını pazarlayan bir çok katmanlı psikolojik harekât.

 Bu seçimde yalnızca yerel yönetimler mi el değiştirdi?

Yoksa halk, göz göre göre yeni bir oyunun parçası mı yapıldı?

 Görev Dağılımı Yapılmış Bir Seçim

 Belediye başkanlarının tutuklanması, PKK sürecinin halk nezdindeki alevini söndürme planının bir parçasıydı.

 Geçmiş çözüm süreçlerindeki başarısızlığı hafızalara kazınan

PKK ile doğrudan aynı masaya oturamazdı.

Öcalan’ı kamuoyuna tekrar sunamaz.

Ama bu rolü muhalefet üzerinden dolaylı biçimde yürütebilir,halkı rahatlatacak “göstermelik çatışmalar” ama alttan yürütülen “gizli uzlaşmalar ile yönetebilirdi.

 Erdoğan iktidarı muhalif kanat seçmenini de güdümleyen bu seçimde

CHP’ye bu yüzden ihtiyaç vardı.

 Milletin öfkesini sönümleme görevi ise CHP’ye ihale edildi.

Milletin gözünü perdeleyen bu tiyatroda roller çoktan dağıtılmıştı:

Bir yanda şehitlerimizi uğurlarken başı öne eğilen analar,

Öte yanda teröristlerin tahliyesine sevinen hain kalabalıklar…

Bir yanda güvenlik güçleri can verirken,

Öte yanda bebek katiline “barış elçisi” rolü biçen sözde siyasetçiler…

 Ve tam da bu hengâmede, milletin öfkesini bastıracak kontrollü yangınlara ihtiyaç duyuldu.

İşte bu noktada belediye başkanlarının tutuklanması devreye sokulan bir yangın söndürücüydü.

 CHP Eliyle Soğutulan Halk

 CHP, bu planın içinde halkı “temsil ediyor” görünüyor. Ama aslında Türk Milletinin öfkesini soğutan, PKK’ya zaman kazandıran, bebek katiline zemin açan bir görev üstleniyor.

Bugün, çözüm sürecine “ihanet” diyenler, aynı sürecin daha derin ve daha örtülü bir versiyonunda figüranlık yapıyor.

 CHP’li belediye başkanlarının tutuklanması, milletin öfkesini soğutmak için kurgulandı.

Halkın dikkati, enerjisi ve öfkesi, asıl tehdidin uzağına yönlendirildi.

Milletin direncini kırmak için kontrollü bir öfke sönümlemesi organize edildi.

 Belediye başkanı mitingleri, halkın öfkesini serinletme operasyonunun sahnesiydi.

 12 şehit verdiğimiz günlerde PKK’nın şovu sürerken,teröristler tahliye edilirken,

milletin gözü CHP’nin belediye başkanlarına özgürlük mitingleriyle perdeleniyordu.

 Seçmenin Gözünden Kaçan Tuzak

 Bu oyunu göremeyen muhalefet seçmeni,“demokrasi” ambalajı içinde bölünme tuzağına çekiliyor.

 Çünkü asıl hedef Yeni Anayasaya giden yolda olanların perdelenmesi tepkilerin kontrollü sönümlenmesi.

Ve bu anayasa değişikliğini isteyen yalnızca Erdoğan değildir.

 Anayasa değişikliği ile eyalet sistemine geçişin zemini adım adım hazırlanıyor.

 Göstermelik çatışmalar bir yandan sürerken,

altta yürüyen gizli uzlaşmalar kamuoyunun gözünden kaçırılıyor.

 Çok Katmanlı Psikolojik Harekât

 12 Mehmetçik toprağa düşerken,

Bebek katilinin videosu servis ediliyor,

PKK sözde silah bırakma tiyatrosu düzenliyor,

Beştepe’de teröristlerin siyasi uzantıları ağırlanıyor.

Silah bıraktık filmi sahneleniyor…

 Millet, belediye başkanı mitinglerine çağrılırken;

 Bebek katiline meşruiyet zemini hazırlanıyor,

PKK’nın “silah bırakıyoruz” tiyatrosu kamuoyuna servis ediliyor,

“Kayyumlarla mücadele ediyoruz” algısı yaratılıyor…

 Bütün bunlar eş zamanlı yürütülen bir psikolojik harekâtın parçaları.

 Ve tüm bunların ortasında millet, belediye başkanlarını savunma mitinglerine çağrılarak oyalanıyor, avutuluyor, meşgul ediliyor.

Bu tablo, milletin sinir uçlarını gevşetmek için kurgulanmış bir tiyatro sahnesidir.

 Kandırılmış halkı güya temsil eden, ama aslında PKK’nın kritik dönemlerde zemin kazanmasına zımnen göz yuman işbirlikçi bir figür görünümünde muhalefet.

 Türk Milleti yalnız bırakılıyor.

Şehit analarının feryadı bastırılıyor.

PKK meşrulaştırılırken, milletin öfkesi kontrollü biçimde bastırılıyor.

 En acısı ise şu:

 Bir zamanlar çözüm sürecine “ihanet” diyenler,bugün aynı sürecin başka bir versiyonunda figüran olmuş durumda.

 Ve ne demişti Erdoğan?

 “31 Mart bizim için bir dönüm noktasıdır.”

 Evet, doğru söylüyor.

31 Mart gerçekten bir dönüm noktasıdır.

 Ama bu millet için değil,

plan yapanlar için bir dönüm noktasıdır!

Bu yüzden 31 Mart sadece bir seçim değil,bir operasyondu!

Ve bu operasyon hâlâ sürüyor.

Tarih sever, Araştırmacı gazeteci ve yazar.