Kimler Kimlerle Beraber, Kadere Bak – Prof.Dr.Duran Bülbül & Melih Demirel Yazdı

Kimler Kimlerle Beraber, Kadere Bak – Prof.Dr.Duran Bülbül & Melih Demirel Yazdı
Yayınlama: 09.07.2026 14:18
A+
A-

Siyaset, sadece meydanlarda söylenen sözlerden ibaret değildir. Kimi zaman perde arkasında kurulan ilişkiler, kamuoyuna verilen mesajlardan çok daha fazla şeyi anlatır. Son günlerde yaşanan tartışmaların merkezinde de tam olarak böyle bir tablo bulunmaktadır. Kulislerde konuşulan iddialar, CHP’nin yakın siyasi tarihine damga vurabilecek niteliktedir.

İddialara göre, eski CHP’den kalma “yeşil” bir akıl, mutlak butlan kararının bozulması için çeşitli girişimlerde bulunmuş, farklı kanallardan temaslar yürütmüş ve birtakım hesaplar yapmıştır. Hatta yeni bir partinin kuruluş sürecinin gecikmesinde dahi bu arka kapı diplomasisinin etkili olduğu konuşulmaktadır. Elbette bunlar birer kulis iddiasıdır. Ancak siyaset, bazen iddiaların kendisinden değil, o iddiaları doğrular nitelikte yaşanan gelişmelerden okunur.

Asıl tehlike de tam burada başlamaktadır. Çünkü ekranlarda ve meydanlarda kendisini “muhalif” olarak pazarlayan bazı isimlerin gerçek mücadelelerinin millet adına değil, yalnızca CHP içerisindeki konfor alanlarını korumaya yönelik olduğu artık daha görünür hale gelmiştir. Söz konusu olan ilke değil, makamdır; dava değil, kendi düzenlerinin devamıdır.

Nitekim aylar önce dile getirilen, “Mutlak butlan kararı çıkarsa bileklerimi keserim.” sözü de bugün geriye dönüp bakıldığında farklı okunmaktadır. O gün birçok kişi bunu duygusal bir çıkış olarak değerlendirdi. Oysa bugün yaşanan gelişmeler, bu ifadenin bir pazarlığa duyulan güvenin dışa vurumu olup olmadığı sorusunu akıllara getirmektedir. Beklenen sonuç gerçekleşmeyince yaşanan hayal kırıklığı ise zaten kamuoyunun gözleri önünde cereyan etmiştir.

Kararın ardından eski Grup Başkanvekili tarafından dile getirilen, “Biz o komisyona boşuna mı üye verdik, Devlet Bey?” ifadesi de siyasetin satır aralarını okuyanlar açısından dikkat çekici bir cümledir. Elbette herkes bu sözlerden kendi değerlendirmesini çıkaracaktır. Ancak hiçbir söz, söylendiği bağlamdan tamamen bağımsız değildir.

Hiç kimsenin bileklerinden olmasını istemeyiz. Bizim temennimiz, hukukun üstünlüğünün egemen olmasıdır. Fakat unutulmamalıdır ki adaletin kestiği parmak acımaz. Buradaki “parmak”, elbette mecazi anlamda mahkeme kararlarını ifade etmektedir. Hukukun verdiği kararlar kişilere göre eğilip bükülmez. Gün gelir, bugün yaşananlar partinin bellek müzesinde ibret vesikası olarak, utanç bölümünde yerini alır.

Öte yandan partinin İletişim Koordinatörü Ali Haydar Fırat tarafından dile getirilen, sosyal medya faaliyetleri kapsamında trollere 770 milyon TL harcandığı yönündeki açıklamalar, üzerinde ciddiyetle durulması gereken vahim bir tabloyu ortaya koymaktadır. Daha da acı olan ise, yıllarca aidat ödeyen, kapı kapı dolaşan, afiş asan, sandık bekleyen cefakâr parti üyelerinin emekleriyle oluşan kaynakların; partinin genel başkanı sayın Kemal Kılıçdaroğlu’na, yöneticilerine ve farklı düşünen partililere hakaret edilmesi, itibarsızlaştırılması ve linç kampanyaları yürütülmesi için kullanıldığı iddiasıdır.

Böyle bir tablo, yalnızca siyasi değil, aynı zamanda vicdani bir sorgulamayı da zorunlu kılar. Elbette her harcamanın ve her iddianın hukuk önünde bir hesabı vardır; günü geldiğinde bu hesabın sorulacağına dair toplumsal beklenti de göz ardı edilemez.

Ey halkım, artık uyan!

Kimler kimlerle beraber, şu kadere bir bak!

Yıllardır birbirine en ağır sözleri söyleyenlerin, bugün aynı masalarda buluşmasının; dün “asla” dediklerinin bugün en büyük savunucusu haline gelmesinin elbette bir izahı vardır. Çünkü yalanla beslenen, eninde sonunda ihaneti kusar. İhaneti alışkanlık hâline getirenin ise sınırı olmaz. Bugün uğruna doktrinler yazdıkları, kürsülerden övgüler dizdikleri, arkasında timsah gözyaşları döktükleri liderlerine bir siyasi hesap uğruna ihanet edenlerin, yarın daha büyük bir ikbal uğruna milleti yarı yolda bırakmayacağının hiçbir garantisi yoktur.

Ve CHP’nin “yeşil aklı”…

Biz senin geçtiğin yolları da biliyoruz, 1980’lerden kalma Ali Cengiz oyunlarını da. Arka kapı diplomasisini, perde gerisindeki hesapları, kulis mühendisliğini de yakından tanıyoruz. Anladığımız kadarıyla, dizayn edip atadığınız, belediye başkanlarının, milletvekillerinin, PM üyelerinin diyetini ödüyorsunuz. Geçmişte partiyi dizaynınız daha da fazla cüret edip, bugün arka kapılarda devlete sirayet etmek istemekte, ama biliniz ki, artık öyle bir devlet yok ve siz çağın gerisinde kaldınız. Bakın geleneklere hiç girmiyoruz, çünkü sizin ait olduğunuz bir gelenek hiç olmadı. Ve yine biliniz ki, Siyaseti şahsi nüfuz alanı sananların devri artık kapanmıştır.

Bu feveran boşunadır.

Bu telaş boşunadır.

Bu arka kapı diplomasisi boşunadır.

Çünkü devir değişmektedir.

Bu partinin kriptoları olabilir.

Ama bu partinin bir de serdengeçtileri vardır.

Köküne sadık Kuvvacı evlatları vardır.

Cumhuriyet’i makam için değil, memleket için savunanlar vardır.

Ve unutulmamalıdır ki hiçbir yapı, kendi öz evlatlarının iradesinden daha güçlü değildir. Tarih; entrikaları değil, samimiyeti; hesapları değil, ilkeleri; kişisel ikballeri değil, millet adına verilen mücadeleyi yazacaktır.

Günün sonunda geriye kalan tek şey şudur: Siyasi ömürler geçicidir, fakat milletin vicdanı kalıcıdır. O vicdan, günü geldiğinde herkes için hükmünü verecektir.

Prof.Dr.Duran Bülbül: Öğretim Üyesi - Maliyeci - Kamu Ekonomisti - Yazar Melih Demirel: Siyasetçi, İktisatçı ve Köşe Yazarı