Bir zafiyet, bir tokat, bir soru – Melih Demirel Yazdı

Tarih: 30 Nisan 1959, yer: Uşak. Türkiye Cumhuriyeti 2. Cumhurbaşkanı ve 2. CHP Genel Başkanı Milli Şef İsmet İnönü taşlı saldırıya uğradı.
27 Eylül 1973 Isparta. 23 Haziran 1975 Gerede. 4 Eylül 1975 Elazığ. Temmuz 1976 New York. 26 Nisan 1977 Niksar. 27 Nisan 1977 Şiran. Mayıs 1977 İzmir. 3 Haziran 1977 İstanbul. 17 Haziran 1980 Nevşehir gibi yer ve tarihlerde eski Başbakan ve 3. CHP Genel Başkanı Bülent Ecevit, defalarca saldırı ve suikast girişimine uğradı.
2 Nisan 2010 Van. CHP’nin 4. Genel Başkanı Deniz Baykal, taşlı ve yumurtalı saldırıya uğradı.
25 Ağustos 2016 Ardanuç. CHP’nin 7. Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun konvoyuna PKK tarafından roketle terör saldırısı düzenlendi. Saldırı sonucu bir askerimiz şehit olurken, iki askerimiz de yaralandı.
21 Nisan 2019 Çubuk. Yine CHP 7. Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’na, sonradan “İnek Hırsızı” olduğu öğrenilen Osman isimli şahıs tarafından yumruklu saldırı düzenlendi.
4 Mayıs 2025 İstanbul. Mevcut CHP Genel Başkanı Özgür Özel, olaydan hemen sonra 2004 yılında çocuklarını katledip müebbet hapis cezası aldığı ve 2020 yılında şartlı tahliye ile salındığı öğrenilen Selçuk Tengioğlu isimli cani tarafından saldırıya uğradı.
Kısa bir tarih yolculuğundan günümüze geldik. CHP Genel Başkanlığı koltuğuna oturanların makus talihi sanırım saldırılar, suikast ve linç girişimleri…
2019’da Çubuk’ta Sayın Kılıçdaroğlu’na yapılan saldırıya şahitlik etmiştim. Yumruklama olayı bir kenara, kalabalıktan yükselen aşağılık bir ses; “Yakın! Yakın!” diye bağırıyordu. “Yakın”… Bir insan, bir insana neden bu kadar nefret duyar diye kızgınlıkla sorarken kendi kendime, Sivas, Madımak Otel gelmişti aklıma. Orada da aynı şeyi diyorlardı. Orada da aynı şeyi dedirten o dönemdeki “kutuplaştırıcı” politikaydı, 2019’da Çubuk’taki havada da aynıydı. Orada da eleştirilen önemli bir husus vardı; zafiyet, güvenlik zafiyeti…
Özgür Özel’in geçtiğimiz Pazar uğradığı saldırıyı defalarca ağırlaştırılmış şekilde izledim. Yine vardığımız nokta; “Güvenlik zafiyeti”. Türkiye Cumhuriyeti gibi bir ülkenin ana muhalefet lideri böyle mi korunur demekten kendimi alamadım. Çocuk katili cani, Özel’in yanına kadar rahat bir şekilde geliyor, akabinde gayet rahat bir şekilde geriye yaslanarak yüzüne doğru vuruyor. Özel, son anda refleks göstermezse sonuç daha ağır olacaktı, Allah korudu. Hadi bu saldırı yara almadan atlatıldı. Ya, bu herifin elinde bıçak, silah veya kezzap olsa ne olacaktı? Allah korusun, sonuçları tahmin edebiliyor musunuz? Özel, olaydan birkaç gün önce katıldığı bir programda; “Çorbayı içerken bakıyorum, kameralar bantlı. Bu niye bantlı?” diye soruyorum. “Öyle olması gerekiyor efendim” diyor korumalar. Buradan olmadık bir görüntü çıkar, üzerinize bir şey dökülür falan; bizim görevimiz sizin itibarınızı korumak” diye korumaların kamera bantlamasıyla ilgili bir açıklama yapmıştı. Sayın Özel’e tavsiyem, bırakın çay, çorba varsın dökülsün; bununla itibar zedelenmez. Böyle anlar olur diye kamera bantlayan korumalar, dibinize kadar gelen caniye refleks gösteremiyor. Kendi selametiniz için kamera bandından evvel canınızı düşünen korumaları tercih edin…
Gelelim saldırının failine. Kendi evlatlarının katili, tam bir suç makinesi. Bakın, 2004’te kendi çocuklarını vuruyor, ölmediler diye de bıçaklıyor. Diğer suçlarını saymıyorum bile. İnsan tanımından çoktan uzaklaşmış bu canavara devlet 16 yıl sonra “Sen artık şartlı tahliye olabilirsin” deyip salıyor.
Adalet Bakanı ise olaydan sonra yaptığı açıklamada; “Eski infaz yasası dolayısıyla şartlı tahliye oldu” diyor… Güler misin, ağlar mısın? 2002’den beri bu ülkeyi kim yönetiyor sayın bakan? Ülkenin yönetim biçimini değiştirmeye, kanun hükmünde kararname ile her şeyi yapmaya gücünüz varken, bu azılı caniyi içerde mi tutamıyorsunuz?
Siyasi tutuklulara bol gördüğünüz zindanları, bu azılı canilere dar mı görüyorsunuz?
Başlıkta ki “Bir Soru” da kıymetli okurlara;
Bu tokat “Telef” siyasetinin bir yansıması mı?…








