Epstein; Hangi Kıyamet Kopacak? – Melih Demirel Yazdı

Epstein; Hangi Kıyamet Kopacak? – Melih Demirel Yazdı
Yayınlama: 04.02.2026 19:37
A+
A-

Bazı dosyalar vardır; açıldığında sadece gerçeğin acı yüzünü ortaya çıkarmaz, gerçeğin ne kadar acı, can alıcı, ve kahredici  olduğunu  yüzümüze vurur, insanı insanlığından soğutur. Epstein dosyaları en ama en basit tarifle işte  dosyalardır. Bir suç anlatısından çok daha fazlası, küresel iktidarın ahlaksız anatomisidir. Bu yüzden mesele sadece bir isim, bir ada, bir ağ değildir. Mesele, insanlık kavramını yok eden o aşağılık kapital sistemin ta kendisidir.

Gördük ki; dünyayı tekelinde tutan bir avuç insan müsveddesi, İnsanı insanlığından utandıran şu yıkılası çağda artık katran karası kötülükleri zevkle  organize ediyor. Suç, münferit bir sapma değil, adeta kurumsal bir işleyiş gibi artık. Sermaye yalnızca piyasaları değil, hukuku, dili, algıyı ve sessizliği de yönetiyor. Epstein dosyaları, bu sessizliğin bir anlığına yırtıldığı yer gibi duruyor sadece. Ve o yırtıktan sızan şey, sadece karanlık değil; zaten her yere sinmiş olan çürümenin kendisi, ete kemiğe bürünmüş hali.

Burada karşımızda duran şey, bireysel bir ahlaksızlıklar vakası değil sadece. Bu, küresel iktidarın bedene hükmetme arzusunun en çıplak, en aşağılık, kelimelerin en kifayetsiz kaldığı  hali. Gücün, insanı bir özne olmaktan çıkarıp nesneye indirdiği simsiyah bir  nokta. Çocuk bedenlerinin, küresel elitin çıkar ağları içinde birer “detay”a dönüştüğü, suçun ise yeterince güçlüyseniz yönetilebilir bir prosedür olarak görüldüğü, zift gibi bir dünyadayız ne yazık ki…

Bu düzenin efendileri suç işlemiyor; suçun sınırlarını çiziyor. Ne kadar konuşulacağını, kimin konuşacağını, ne zaman unutulacağını belirliyorlar. Kuklaları ise aşina yüzler: kürsülerde ahlak pazarlayanlar, ekranlarda insan hakları savunuculuğu tiyatrosu oynayanlar, bağış gecelerinde vicdan temizleyenler… Hepsi aynı tiyatronun figüranları. Perde arkasında ise geleceklerin aşağılık zevkler uğruna  parçalandığı utanılası gerçekler…

Burada okuyabilene sınıfsal bir hakikat bütün çıplaklığıyla duruyor: Yoksul için suç kader, zengin için ise risk yönetimidir. Yoksulun bedeni cezalandırılır, zenginin bedeni korunur. Yoksulun çocuğu istatistiktir, zenginin çocuğu “talihsiz bir olayın parçası”. Dil bile bu ayrımın hizmetindedir. Kelimeler gerçeği açığa çıkarmak için değil, boğmak için seçilir.

Bu yüzden Epstein dosyaları bir “hesaplaşma” yaratmayacaksa, bu bir eksiklik değil; bir tercihtir. Çünkü dünya, kendisini yöneten zihniyetle yüzleşmek istemiyor demektir. Yüzleşirse o köhne sistemin çökeceği aşikardır. Bu zihniyet çökerse; yalnızca sermayedarlar değil, konforlar, ayrıcalıklar, suskun ortaklıklarında da çökeceği ortadadır.

Bugün asıl sorulması gereken soru şudur: Bu kadar bilginin, bu kadar ifşanın, bu kadar acının ardından hala “hiçbir şey olmuyorsa” yani hala insanları tatmin edici bir yüzleşme yaşanmıyorsa ve yaşanmayacaksa, kıyamet zaten kopmamış mıdır? Bir çağ, çocukların çaresizliğini görüp yoluna devam edecekse, bir düzen, masumiyetin parçalanmasını yönetilebilir bir kriz olarak ele alıyorsa; orada ahlaki bir gelecekten söz edilmesinin mümkünatı var mıdır?

Kıyamet, gökten taş yağmasıyla başlamaz her zaman. Bazen bir çocuğun gözlerinde başlar. Bazen yutkunulamayan bir acıda. Bazen herkesin bildiği ama kimsenin üstlenmediği bir suçta. Ve bazen de dosyalar açılır, ama vicdanlar kapalı kalırsa milyonlarca dosya açılmasının nedir manası?

Şimdi soruyorum Hangi kıyamet kopacak? Şehirler üzerimize mi yıkılacak, yıkılsın! Denizler taşıp hepimizi mi yutacak? Yutsun! Kor alevler demi yanacağız yanalım! Yada yer yarılıp içine mi gireceğiz ki; en makulü budur bu kadar utanca ve acıya karşın… girelim! Bundan ala kıyamet mi var? Kıyamet zaten kopmuş, o çocukların, o insanların  çaresizliği ve yutkunulmayan acılarda ispatı olmuş… Bu saatten sonra dünya bin kez batsa ne olur?

Batsın!

İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR:

Siyasetçi, İktisatçı ve Köşe Yazarı