Kırık Oklar – Melih Demirel Yazdı

Altı ok…
Bir amblem ve bir partinin logosu olmaktan daha çok, bu memlekette hangi tarafta durulacağını gösteren bir pusulaydı. Bugün pusula hâlâ ortada olsa bile yön kayıp.
Oklar yerinde, fakat içleri boşaltılmış. Bazıları kırılmış, bazıları eğilmiş, bazıları ise kırılmamak için direniyor. En tehlikelisi de bu zaten: Kırık ok değil, bilerek köreltilmiş ok.
Cumhuriyet Halk Partisi’nin yaşadığı kriz, bir yönetim krizinin yanı sıra, bir kimlik aşınmasıdır.
Bu kriz, tarihle bağın gevşetilmesi, ideolojinin sulandırılması, hafızanın bilinçli şekilde budanmasıdır.
Devletçilik…
Bir zamanlar bu ülkede devletçilik demek; fabrika, demiryolu, liman, şeker pancarı, kömür, çelik demekti.
Bugün ise parti vitrininde plandan ziyade bir şirket yönetimi gibi, proje konuşuluyor.
Adeta şirketlerde olduğu gibi kamu yararından ziyade, “yatırımcı hassasiyeti” gözetiliyor havası hakim.
CHP; arsa diliyle konuşamaz.
İhale jargonuyla sosyal demokrasi kurulmaz.
Bu parti bir müteahhit partisi olamaz.
Olursa, ilk kırılan ok devletçilik değil; Cumhuriyetin omurgası olur.
Halkçılık…
Halkın adını en çok ağzına alanlar, halktan en uzak olanlar hâline gelmiş durumda değil mi?
Taban ayrı söyleyip, yönetim farklı söylemiyor mu?
İtiraz “disiplin”, sorgulama “fitne”, sadakat “biat” olarak okunuyor mu?
Halkçılık, yukarıdan aşağıya anlatılan bir masal değildir.
Halkçılık, halkın öfkesine de kulak vermeyi gerektirir.
Bu ok kırılmadı belki ama zorlanıyor.
Zorlanan ok bir gün ya kırılır ya da yön değiştirir.
Milliyetçilik…
Bu toprakların kurucu mayası olan yurtseverlik, ya mahcup bir fısıltıya indirgeniyor ya da bilerek flu bırakılıyor.
Oysa bu memlekette milliyetçilik; başkasına düşmanlık değil, emperyalizme teslim olmamaktır.
Bunu net söyleyemeyen her yapı, o oku kendi eliyle eğiyor.
Eğilen bu ok, günü popülizmle belki kurtarır ama kuşkusuz tarihini zamanla kaybeder.
Laiklik…
Sadece yaşam tarzı savunusuna indirgenen bir laiklik, eksik bırakılmıştır.
Laiklik; tarikatın devlete, cemaatin bürokrasiye, inancın ranta karışmamasıdır.
Cesaret ister. Netlik ister. Bedel ister.
Muğlaklık, laikliğin düşmanıdır.
Peki soruyorum mevcut CHP yönetiminin tarikatlara bakış açısı nasıldır?
Mavi takkeliler desem sadece, hassasiyet oluşur mu, alınan olur mu?
Bu okun da nereye büküldüğünü varın siz düşünün…
Devrimcilik…
En çok bu kelimeden korkuluyor.
Çünkü devrimcilik konfor bozucudur.
Risk ister. Koltuk sallar. Ezberi dağıtır.
Bugün “değişim” deniyor ama bunun adı değişim değil ‘’dönüşüm’’dür.
Tarihin hiçbir satırında ‘’müteahhit devrimi’’ diye bir not yoktur.
Yine tarihin hiçbir tarafında sırtına sermayeye yaslayıp kırk kapı gezen iradesiz bir devrimde yoktur.
Cumhuriyetçilik…
Yıldönümlerinde hatırlanan bir süs değildir.
Cumhuriyet; liyakattir, hukuktur, eşit yurttaşlıktır.
Bunları savunurken bile cümleler yuvarlanıyorsa, bu ok çoktan çatlamıştır.
Ve artık açık konuşalım:
Bu bir görüş ayrılığı değil.
Bu, parti yönetimi ile parti tabanı arasında yürüyen bir düşünce savaşıdır.
Taban “biz CHP’yiz” diyor.
Yönetim “güncelliyoruz” diyor.
Taban tarih hatırlatıyor.
Yönetim güncel hesap yapıyor.
Oysa kırılmak istenen oklar değil.
Kırılmak istenen, o okların temsil ettiği iradedir.
Yani biziz.
Yani Cumhuriyet Halk Partisi’nin ta kendisiyiz.
Ama herkes şunu iyi bilsin:
Ok kırılabilir.
Tahta parçalanır.
Demir eğilir.
Ama tarih hesap sorar.
Bugün kırmaya çalıştığınız oklar, yarın yönünü bulur.
Dönüp dolaşır ve onu kırmaya yeltenenlerin karşısına dikilir.
Bunun şahidi bu topraklardır.
Ve son söz:
Atatürk’ü yattığı yerde rahat ettirmek, bizim boynumuzun borcudur.
Biz bu borcu öderiz.
Karşımıza kim çıkarsa çıksın, öderiz.
Kim neyi hak ediyorsa da;
Kalemle,
Kelamla,
Dimdik bir omurgayla
hakkını veririz.
Çünkü bu mesele siyaset değil, emanet meselesidir.








