Kurtuluş; Kafaya Takmış Üç Adama Bakar – Melih Demirel Yazdı

Kurtuluş; Kafaya Takmış Üç Adama Bakar – Melih Demirel Yazdı
Yayınlama: 05.10.2025 14:25
A+
A-

Tarih bize defalarca şunu fısıldamıştır: Bir milletin kaderi, kalabalıkların gürültüsünde değil, sessizce yola çıkan birkaç yürekli adamın kararlılığında şekillenir. Mustafa Kemal Atatürk, kurtuluşu için umudu kırılmış, geleceği karanlık bir milleti yalnızca bir avuç insanla omuzladı. Yanında on binler yoktu; yalnızca inanan, azimli ve yürekli birkaç dava arkadaşı vardı. Ama onların kararlılığı, bir milletin kaderini değiştirdi. Çünkü bazen koca bir ülkenin kurtuluşu, sadece üç kişinin yüreğinde yanıp duran ateşe bakar.

Mustafa Kemal’in başlattığı  “kurtuluş yürüyüşü” nihayetinde cumhuriyet olup filizlendi ancak, prangalar tam manasıyla kırılmış değildi. Sonrasında bu yürüyüşün adımları, Deniz Gezmişlerin cesur haykırışında, Mahir Çayanların dağ başındaki nefesinde yankılandı. Onlar da bağımsızlık, özgürlük ve eşitlik için yürüdüler; ama yürüyüşleri nihayete eremedi. Çünkü her kuşak, kendi karanlığıyla, kendi çaresizliğiyle sınandı. Bu ülkenin gençliği nice kez umutla ayağa kalktı, nice kez karanlığa gömüldü. Ama o ateş hiçbir zaman tamamen sönmedi…

Bugün de memleketin üstünde ağır bir gölge dolaşıyor. Siyaset, bir irade değil, bir çaresizlik manzarasına dönüşmüş durumda. Günübirlik hesaplarla savrulan, ilkesizliğin boğduğu bir siyasal süreç var karşımızda. Sandık umut olmaktan çıkmış, meclis milletin iradesini taşımaktan uzaklaşmış. Ama tarih bize gösterdi ki; Kaderi değiştirenler, “kafaya takmış” birkaç adamdır…

İşte bu yüzden, umut bugün de birkaç adama bakıyor. Onların gözlerindeki inat, dudaklarındaki and, yüreklerindeki yangın… İşte o yangın, bütün bir millete yeniden umut aşılayacak güçtedir. Çünkü umut, ne kadar kırılırsa kırılsın, ne kadar yere düşerse düşsün, toprak gibi bereketlidir; yeniden filiz verir. Bir gün, hiç beklenmedik bir anda Anadolu’nun karanlık steplerinde güneş yeniden doğar.

Kim bilir, belki de şimdi umutsuzluğun en derin olduğu andayız. Belki de herkes “artık bitti” derken,  sessiz yürüyüşün arefesindeyiz. Tarih, her büyük uyanışı en çok tükeniş anında yazdı. En karanlık an, güneşin doğumuna en yakın andır. Ve bu coğrafya, bu döngüyü defalarca yaşadı.

Unutmayalım ki, dün Samsun’dan yükselen o umut, yalnızca bir yolculuk değil, bir inançtı. Bugün de aynı inanç, başka bedenlerde, başka yüreklerde yeniden hayat bulabilir. Denizler, Mahirler yarım kalmış bir yürüyüşün çocuklarıydı. Belki şimdi o yürüyüş tamamlanabilir. Belki vakit,  artık yola koyulmak vaktidir.

Milletin kaderi sandığımız kadar uzak değil. Koca bir ülkenin makûs talihi, yalnızca birkaç adamın adımlarında, birkaç  yüreğin ateşinde, birkaç dudağın andında gizli olabilir. Onlar yürürse, ardından millet de yürür. Onlar inanırsa, ardından millet de inanır. Onlar vazgeçmezse, millet de asla vazgeçmez.

Ve işte o vakit, karanlık ne kadar derin olursa olsun, güneş yeniden doğacaktır. Anadolu’nun karanlık steplerinde, yeniden umut dolu bir sabah başlayacaktır…

Umutsuzluğa muhalif, kurtuluşu kafaya koymuş üç adama bakar…

Kim mi kafaya takmış o üç adam?

“Şayet bir gün çaresiz kalırsanız kurtarıcı beklemeyin, kurtarıcı kendiniz olun.”

İşte Atatürk’ün bu sözlerinde saklı…

Sen… Ben… O…

Kalın sağlıcakla.

Siyasetçi, İktisatçı ve Köşe Yazarı