Ayaklar Baş, Başlar Ayak Olunca… – Melih Demirel Yazdı

Ayaklar Baş, Başlar Ayak Olunca… – Melih Demirel Yazdı
Yayınlama: 26.10.2025 22:01
A+
A-

Bir milletin hafızasıyla oynanırsa, yalnız geleceği değil, vicdanı da felç olur.

Ve biz, bugün, felç olmuş bir vicdanın içinde debeleniyoruz.

Korkulan olmuştur…

İnandıklarımız sıradanlaşmış, doğrular eğrilmiş, eğriler kendini hakikat sanmaya başlamıştır.

Çürüyen Sözler, Kırılan Ayna

Ülke, kendi sessiz çığlığında yankılanıyor.

Yönetenler, kudretin putuna secde ederken; yönetilenler, bir dilim adaletin peşinde ömür tüketiyor.

Bir zamanlar umut olanlar, şimdi umudun mezar taşına isimlerini yazdırıyor.

Bir yanda iktidarın taş kesilmiş kibri,

diğer yanda muhalefetin kendi gölgesine bile güvenemeyen ürkekliği…

İkisi de aynı sessizliğin iki yüzü:

Biri susturarak, diğeri utandırarak tükeniyor.

Siyasetin Panayırı

Siyaset artık milletin iradesi değil; bir çıkar panayırı.

Hakikat, alkışın gürültüsünde boğulmuş;

vicdan, kürsülerin arkasına saklanmış.

Liyakatin yerini sadakat, adaletin yerini hesap, ideallerin yerini menfaat almış.

Her şey yerli yerinde görünüyor belki ama, hiçbir şey yerinde değil.

Bugün bu topraklarda bir yorgunluk hüküm sürüyor.

İnancını kaybetmemiş ama umudunu yitirmeye yüz tutmuş bir milletin yorgunluğu bu.

Gözleri hâlâ bir ışık arıyor, bir ses, bir nefes…

Ama o ışık ne bir saraydan yükselecek, ne bir kürsüden.

Çünkü aydınlık, artık halkın kendisinde gizli.

1919’un Gölgesi

Ve evet…

Şartlar adeta yeniden 1919’un ruhunu çağrıştırıyor.

O gün limanlarda yabancı gemiler vardı,

bugün, sözde umut olanların zihinleri yabancı fikirlere ipotek.

O gün milletin bileklerine prangalar vurulmuştu;

bugün, zihinlerimiz tutsak.

O günkü teslimiyet, bugün başka maskelerle karşımızda:

“Rahatına bak”, “Ses etme”, “Zaten değişmez” diyorlar.

Oysa değişim, tam da o sessizliğin kırıldığı yerde başlar.

Dirilişin Eşiğinde

Karanlık büyüdükçe, ışığın anlamı artar.

Ve biz, belki de tarihin en anlamlı eşiğindeyiz.

Çünkü bu çürümenin içinden doğacak olan diriliş,

artık bir partinin, bir liderin, bir sloganın değil

bir uyanışın, bir halk irfanının eseri olacaktır.

Bir milletin kurtuluşu, bir kişinin ellerine teslim edilemez.

Çünkü hiçbir kurtarıcı, halk kendi adımını atmadan yürüyemez.

Atatürk’ün yıllar evvel söylediği noktadayız:

“ Şayet bir gün çaresiz kalırsanız, bir kurtarıcı beklemeyin. Kurtarıcı kendiniz olun.”

Bu söz, sadece bir öğüt değil, bir çağrıdır

ve bugün o çağrı yeniden yankılanıyor Anadolu’nun taşında, toprağında, vicdanında.

Yeniden Başlıyoruz

Evet, korkulan olmuştur.

Ama umut hâlâ burada

bu cümlenin tam ortasında,

bu toprağın damarlarında,

bu milletin alnında parlayan bir iz gibi durmaktadır.

Belki düşüyoruz, ama düşerken bile yönümüz yukarı.

Belki susuyoruz, ama sessizliğimizin altında birikmiş bir öfke, bir inanç var.

Belki yalnızız, ama hiçbir devrim kalabalıkla başlamadı.

Şimdi yeniden yola çıkma vaktidir.

Yorgun ama onurlu, yalnız ama kararlı,

yenilmiş ama teslim olmamış bir halkın yürüyüşü başlamalıdır.

Bu yürüyüş, kurtuluşun değil; dirilişin yürüyüşüdür.

Artık beklemek değil, başlamak zamanıdır.

Çünkü milletin kaderi artık birilerinin değil, kendinin yazmanın eşiğine gelinmiştir.

Ve bilin dostlarım:

Bu kez tarih, kalemi halkın eline verecektir.

Bu kez kurtuluş, bir imzayla değil; bir bilinçle gelecektir.

Bu kez devrim, bir meydanda değil;  evvela yüreklerde başlayacaktır.

Her şey, asıl şimdi başlıyor…

Yıllar evvel Enver paşa Anadolu topraklarından ayrılırken  kendisine verilen ; ‘’ Elbet bir gün döneceğiz Enver, müsterih ol, vatan bizi unutmaz! ‘’ tesellisine karşılık olarak ; ‘’ Peki affeder mi? ‘’

Pişmanlığını tekerrür etmemek için, yola revan olma vaktidir…

Siyasetçi, İktisatçı ve Köşe Yazarı