Sorgusuz Sadakatin Anatomisi – Melih Demirel Yazdı

Sorgusuz Sadakatin Anatomisi
Bitmeyen bir sessizlik var etrafta. Düşünmenin yerine geçen ezberler, vicdanın yerine geçen alkışlar… Ve en korkuncu, kötülüğe hizmet ettiğinin farkında bile olmayan kalabalıklar. Her şeyi duyan ama hiçbir şey anlamayan bir sessizlik. Bir kalabalık var; gürültülü ama suskun, kalabalık ama yalnız, birilerinin zihnine teslim olmuş bir yığın. Dietrich Bonhoeffer, bundan seksen yıl önce tam da bunu yazdı. Nazi Almanya’sında, bir hücrenin içinde otururken, geleceği tarif etti: ‘’ Aptallık, kötülükten daha tehlikelidir.’’
Bonhoeffer’e göre aptallık bir karakter kusuru değil, ahlaki bir çürümenin sonucu da değil, aklın susturulmasıdır. Düşünce melekesinin rafa kaldırılması, sorgulama refleksinin bastırılmasıdır. Ve bu durum, bireylerin tek aptallaşmasından çok, kitlesel davranış biçimiyle ortaya çıkar. İnsan tek başına düşünürken cesurdur, ama kalabalığın içinde düşünmeyi bırakır. Çünkü düşünmek yalnızlıktır. Kalabalık ise yalnızlıktan korkar. O yüzden akıl yerine sadakat konuşur, muhakeme yerine sloganlar hüküm sürer.
Bugüne baktığımızda bu satırlar sadece bir Nazi eleştirisi değil; bugünün post-truth çağının, algoritma tutsaklığının, ekran fetvalarının ve sahte kurtarıcılarının da bir özeti. Artık fikir üretmek değil, içerik tüketmek makbul. Düşünmek değil, paylaşmak teşvik ediliyor. Ve her retweet, her beğeni ; aklı daha da susturuyor. Zekanın olduğu yerde bile hüküm süren bir düşüncesizlik hali var. Çünkü zeka yalnızca veri işleyebilir, ama düşünce vicdanla buluşur. İşte bu yüzden, bugün düşünmeyi reddeden zeki kitleler var. Aydın görünen ama karanlığa hizmet eden akıllı cahiller var.
Ve her çağda, her coğrafyada, aptallık bir yönetim biçimi olarak öne çıkar. Çünkü aklını kiraya veren toplum, önce itaat eder, sonra unutur, en sonunda da alkışlar. Bireyin aklı bastırıldığında, yerine kitlelerin inançsız sadakati yerleşir. O sadakat ki sahibine değil efendisine bağlıdır. Ve o efendi, düşünen değil alkışlayan toplumlar ister. Çünkü düşünen biri, bir gün ‘’DUR’’ diyebilir. Ama sadece alkışlayan biri, her şeye razı olur. Hatta kötülüğe bile.
Bugün bu coğrafyada yaşananları anlamak için, Bonhoeffer’in hücresinde yazdığı cümlelere kulak vermek yetiyor. Zira bizim kavgamız yalnızca cehaletle değil, organize bir düşüncesizlikle. Korkuyla, suskunlukla, propaganda ile beslenen bu kolektif aptallık haliyle. Aptallık, artık bir gaflet değil; bir sistem, bir rejim biçimi. Bir tercih değil, bir alışkanlık. Sessiz kalmanın makbul, düşünmenin yasak, sorgulamanın ‘’ terör’’ sayıldığı bir çağdayız. Ve bu çağda akıl cesaret olmadan önemsiz kalıyor.
Unutmayalım: Hakikatin değdiği her harf eninde sonunda korku duvarlarını yıkar. Bu kolay değildir nitekim;
Suskunluğu parçalamak, düşünmeyi hatırlamak gerekir. Ve en çok da, kötülüğe hizmet eden düşüncesiz kalabalıklara karşı, sözü ve vicdanı savunmak… Bugün düşündüğümüz her kelime, yarının vicdanının kuracak. Çünkü karanlığa karşı en büyük direniş, ışığı yakmaktır.
Aydınlık yarınlara olan inançla…








