Uşaklığın Sonu – Melih Demirel Yazdı

Tarih, kendisini başkalarının çıkarlarına kiraya verenleri hiçbir zaman bağrına basmadı. Hele emperyalizmin soğuk ve hesapçı defterlerinde, duygulara, sadakate ya da sözde müttefiklik masallarına yer hiç olmadı. Bugün Suriye sahasında yaşananlar, bu değişmez gerçeğin yeni bir teyidinden ibarettir. ABD’nin, PKK’nın Suriye uzantısı SDG’nin ipini çekmesi; yıllardır “stratejik ortaklık” diye pazarlanan ilişkinin, günü gelince kullanılmış bir mendil gibi çöpe atılmasının ispatıdır.
Bu manzara karşısında örgütün sözde yöneticilerinden Murat Karayılan’ın serzenişi ise ibretliktir: “Şimdi ne oldu da müttefikinizi yüzüstü bırakıyorsunuz. Bu riyakârlıktır.” Sahi, ne bekliyordunuz? Emperyalizmin tarihinde hangi taşeron, hangi aparat, işi bitince sahipsiz bırakılmadı? Dün silah verip sırtını sıvazlayanların, bugün masadan kalkması riyakârlık değil; emperyalizmin değişmez kuralıdır. Asıl riyakârlık, bu gerçeği bilip de hala şaşırmış gibi yaparak, ihanet ile beslenenlerdir.
PKK ve uzantıları, sözde tarihleri boyunca kendi halklarının acılarını pazarlık malzemesi yapmış, büyük güçlerin bölgesel hesaplarında “kullanışlı aparat” olmayı bir siyaset ve mücadele biçimi zannetmiştir. Oysa aparatların bir özelliği vardır: İş görürken elde tutulur, iş bitince atılır. Bugün yaşanan tam da budur. Kullanım tarihiniz doldu; sahne değişti, dekor söküldü, figüranlar dağıtıldı.
Emperyalizmin defterinde ne dostluk vardır ne de vefa. Orada yalnızca çıkar vardır. Çıkarın yönü değiştiğinde, dün alkışlananlar bugün yük sayılır. Bugün SDG’nin başına gelen, dün başka coğrafyalarda başka örgütlerin başına gelmişti, yarın da aynı akıbet, aynı yolu seçenleri bekleyecektir. Bu bir kehanet değil, tarihin tekrar eden kuralıdır.
Asıl üzerinde durulması gereken mesele şudur: Bu çöküşten ders çıkarılacak mı? Yoksa her seferinde aynı yanılgıya sığınıp, suç başkalarının “vefasızlığına” mı atılacak? Emperyalizm uşaklığının sonu budur; sonu hüsran, yıkım ve yalnızlıktır.
Bu noktada özellikle altını çizmek gerekir: Kürt vatandaşlarımızın çıkar ve menfaatleri, hiçbir zaman illegal, kanlı ve emperyalizmin uşağı terör örgütlerinde olmamıştır. Olamaz. Kürtlerin onuru, güvenliği ve geleceği; silahın, şiddetin ve dış güçlerin gölgesinde değil, meşru olan Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin çatısı altındadır. Bu topraklarda eşit yurttaşlık, hukuk ve ortak gelecek, silah zoruyla değil; siyasetle, demokrasiyle ve devlet aklıyla inşa edilir.
Alfabede kullanılmadık harf bırakmayan bu terör örgütleri Kürtlerin değil, emperyalist projelerin temsilcisidir. Bedelini ödeyen ise daima bölgenin masum insanları, Kürt anaları, Kürt gençleridir. Yıkılan şehirler, yarım kalan hayatlar, göç yollarına düşen aileler, hepsi bu kirli işbirliklerinin sonucudur. Bugün “yüzüstü bırakıldık” diye yakınanların, dün bu acılardan beslenirken tek kelime etmediğini kim inkâr edebilir?
Gerçek kurtuluş, başkalarının haritalarında çizilen hayallerde değil; bu ülkenin ortak aklında, ortak vicdanındadır. Türkiye Cumhuriyeti, tüm vatandaşlarıyla birlikte güçlüdür. Türk’üyle, Kürt’üyle, Laz’ı, Çerkez’i, Alevi ve Sünni’siyle bu millet, mozaik yapısını şanlı ay yıldızlı bayrağının gölgesinde , tek bir bütün halinde ilelebet muhafaza etmekle muktedirdir.
Bölgede yaşananlar, bir dönemin kapandığını gösteriyor. Uşaklığın sonu gelmiştir. Geriye kalan tek soru şudur: Bu son, yeni bir başlangıcın dersine dönüşecek mi, yoksa aynı yanlışlar farklı isimlerle yeniden mi sahnelenecek? Tarih sabırlıdır; ama hataları affetmez.
Ortadoğu’da dengeler yine değişiyor…








