Yere Batsın Siyaseti, Mesele Artık Ahlakı!- Prof.Dr.Duran Bülbül&Melih Demirel

Yere Batsın Siyaseti, Mesele Artık Ahlakı!- Prof.Dr.Duran Bülbül&Melih Demirel
Yayınlama: 04.05.2026 19:30
A+
A-

Prof. Dr. Duran Bülbül ve Melih Demirel, CHP’de yaşanan tartışmaları sıradan bir siyasi kriz değil, ahlaki çöküş ve kurumsal çürüme olarak değerlendirerek arınma, hesap verme ve yüzleşme çağrısı yaptı.

Siyasetin kirli sularında yüzmeyi ustalık, hatta meziyet sayanların çoğaldığı bir dönemdeyiz. Kavramların içinin boşaltıldığı, kelimelerin anlamını yitirdiği, doğruların eğilip büküldüğü bir zaman diliminden geçiyoruz. Fakat artık bu tartışmaların ötesine geçmiş bulunuyoruz. Mesele ne ideolojidir ne tarafgirliktir ne de klasik siyasi çekişmeler… Mesele artık apaçık bir şekilde ahlaktır. Ve ahlakın çöktüğü bir zeminde hiçbir siyasi yapı, hiçbir tarihsel miras, hiçbir söylem ayakta kalamaz.

Cumhuriyet Halk Partisi’nde son dönemde yaşanan gelişmeler, sıradan bir siyasi kriz olarak değerlendirilemez. Bu yaşananlar, klasik hizip mücadeleleriyle, iç çekişmelerle ya da koltuk kavgasıyla açıklanabilecek türden değildir. Her geçen gün yeni bir halka eklenen skandallar zinciri, artık bireysel hataların çok ötesine geçmiş, kurumsal bir çürümenin işaret fişeğine dönüşmüştür. Dün yolsuzluk iddialarıyla sarsılan yapı, bugün ahlaki tartışmaların merkezine yerleşmiş durumdadır. Bu tablo, bir siyasi partinin karşılaşabileceği en ağır sınavlardan biridir.

Üstelik bu yalnızca bugünün meselesi değildir. Bu, kökleri derinlere uzanan, ihmal edildikçe büyüyen, görmezden gelindikçe yaygınlaşan bir çürümenin dışa vurumudur. Bir asrı aşan bir geçmişe sahip olan bir siyasi geleneğin, bugün böylesine bir tartışma zeminine sürüklenmiş olması, basit bir zafiyet değil, açık bir ihanet niteliği taşımaktadır. Çünkü tarih, yalnızca övünülecek bir miras değil, aynı zamanda korunması gereken bir emanettir. Ve o emanete sahip çıkamayanlar, eninde sonunda onun altında kalırlar.

Daha da çarpıcı olan ise bu süreç karşısında sergilenen tutumdur. Siyasetin en temel refleksi, böylesi ağır iddialar karşısında şeffaflık, hesap verebilirlik ve sorumluluk almaktır. Oysa bugün gördüğümüz tablo bunun tam tersidir. İddiaların odağındaki isimlerin geri çekilmesi bir yana, adeta korunup kollandığı, hatta kimi zaman yüceltildiği bir anlayış hâkimdir. Bu yaklaşım, sadece siyasi akla değil, toplumun vicdanına da meydan okumaktır.

Şunu açıkça ifade etmek gerekir: Her şeyin bir izahı olabilir. Siyasette hatalar yapılır, yanlışlar yapılır, hatta kimi zaman büyük bedeller ödenir. Fakat ahlaki çöküşün izahı yoktur. Ahlak, bir seçenek değildir; vazgeçilmez bir zorunluluktur. Eğer bu zorunluluk ortadan kalkarsa, geriye ne temsil iddiası kalır ne de topluma karşı söylenecek bir söz.

Bugün gelinen noktada yaşanan savrulma, basit bir yönetim krizi değildir. Bu, bir kimlik erozyonudur. Bu, bir yön kaybıdır. Bu, bir çöküştür. Net ve açık konuşmak gerekirse: Cumhuriyet Halk Partisi ağır bir hastalığın pençesindedir. Bu hastalık görmezden gelinerek geçmez. Üzeri örtülerek yok olmaz. Bu bir kanserdir. Ve bu kanserin tedavisi geciktikçe, yayılımı hızlanır, tahribatı derinleşir ve geri dönüş ihtimali her geçen gün biraz daha azalır.

Bugün yapılması gereken bellidir: Arınmak. Temizlenmek. Hesap vermek. Bunlar birer siyasi tercih değildir. Bunlar kaçınılmaz bir zorunluluktur. Çünkü bugün verilmeyen hesap, yarın verilemez hale gelir. Bugün ertelenen yüzleşme, yarın kaçınılmaz bir çöküşe dönüşür. Ve bu çöküş yalnızca belli isimleri değil, bir bütün olarak yapıyı ve ona inananları da beraberinde sürükler.

Unutulmamalıdır ki, bir siyasi yapı yalnızca yöneticilerden ibaret değildir. O yapının arkasında emek veren insanlar vardır. O yapıya inanan seçmenler vardır. O yapıyı bir umut olarak gören yurttaşlar vardır. Bugün yaşanan her çürüme, yalnızca o koltuklarda oturanları değil, bu insanların tamamını etkiler. Ve en ağır bedeli de çoğu zaman en masum olanlar öder.

Toplumsal vicdan, hiçbir zaman yanılmaz. Gecikir belki ama mutlaka hükmünü verir. Ve o hüküm verildiğinde, ne mazeretler işe yarar ne de siyasi manevralar. Çünkü vicdan terazisi, güçle değil, hakikatle tartar. O terazide ayakta kalabilmenin tek yolu ise ahlaktır.

Bugün artık mesele partiler üstü bir noktaya gelmiştir. Bu bir siyasi rekabet değil, bir varoluş meselesidir. Ya bu çürümeyle yüzleşilecek, ya da bu çürüme herkesi içine çekerek yok edecektir. Arada bir yol yoktur. Sessizlik de bir tercihtir ve çoğu zaman en ağır sorumluluğu doğurur.

Şunu da unutmamak gerekir: Çürüme hiçbir zaman bir anda gerçekleşmez. Küçük tavizlerle başlar. “Bu seferlik” denilerek görmezden gelinen hatalarla büyür. Zamanla normalleşir. Ve bir gün bakarsınız ki, artık anormal olan şey doğruluk olmuştur. İşte bugün gelinen nokta tam olarak budur. Yanlışın sıradanlaştığı, doğrunun istisna haline geldiği bir eşikteyiz.

Bu yüzden bugün susmak, yarın konuşma hakkını kaybetmektir. Bugün görmezden gelmek, yarın hesap vermek zorunda kalmaktır. Bugün “bize dokunmaz” demek, yarın en ağır şekilde yüzleşmektir. Çünkü hiçbir çürüme, sınır tanımaz. Yayıldıkça genişler, derinleştikçe yutar.

Bu ülkenin insanı temiz siyaset istiyor. Bu ülkenin insanı hesap verebilirlik istiyor. Bu ülkenin insanı onur istiyor. Ve en önemlisi, bu ülkenin insanı ahlak istiyor. Bu talepleri görmezden gelen hiçbir yapı, uzun vadede ayakta kalamaz. Çünkü meşruiyetin kaynağı sandık kadar vicdandır. Ve vicdanın kaybedildiği yerde, kazanılan hiçbir zaferin anlamı yoktur.

Bugün gelinen bu noktada, artık kelimeleri süsleyerek konuşmanın bir anlamı kalmamıştır. Hakikat neyse onu söylemek gerekir. Acı da olsa, sert de olsa, rahatsız edici de olsa… Çünkü gerçekler ertelendikçe büyür, üzeri örtüldükçe ağırlaşır.

Ve biz buradan bir kez daha açıkça ifade ediyoruz: Artık yazıları bölüm bölüm ayırmıyoruz. İhanetin kol gezdiği bu ortamda, bir saysınlar bizi. Ama kalın bir… Unutmayın, kalın bir nasıl bine bedel olur, bunu da herkes görecek.

Prof.Dr.Duran Bülbül: Öğretim Üyesi - Maliyeci - Kamu Ekonomisti - Yazar Melih Demirel: Siyasetçi, İktisatçı ve Köşe Yazarı