Yol – Melih Demirel Yazdı

Yol – Melih Demirel Yazdı
Yayınlama: 15.11.2025 20:08
A+
A-

Kimi zaman bir ülkenin kaderi, tek bir sabahın sessizliğinde yeniden yazılır… ( Geleceğe not olsun)

Son zamanlarda, gözlerimizin önünde çözülen yalnız ekonomi değil; yalnız siyaset değil; yalnızca düzenin kendisi değil… Çözülen, bu toprakların yüzyıllık hafızasıdır. Siyasetin çürümesi, hayatın her alanına sinmiş bir çaresizliğe dönüşmüş durumda. İktidardan da muhalefetten de umut devşiremeyen milyonlarca insanın omuzlarında büyüyen bir boşluk, bir yarın kaygısı, bir yön duygusu kaybı… Ve belli ki bu gidişat, bize 1919’un karanlığını yeniden hatırlatmak için kendini kusursuz bir döngü olarak tekrar ediyor.

Bugün yaşadığımız tabloyu anlamak için yüz yıl önceki Anadolu’ya bakmak yeterli. O gün işgal orduları vardı, bugün ekonomik kuşatma; o gün manda heveslileri vardı, bugün “yapamazsın, olmaz, bu çağ başka çağ” diyen bir teslimiyet kültürü; o gün umutsuzluk vardı, bugünse umutsuzluğu kanıksatan bir politika düzeni. Yalnız fark şu: 1919’un karanlığını yaran bir ışık vardı. O ışığın adı Mustafa Kemal’di. Ve bugün, o ışığın kaynağı olan “yol”dan nasıl saptığımızın bedelini hep birlikte, acı bir tecrübeyle ödüyoruz.

Atatürk, “Milletin istiklâlini yine milletin azim ve kararı kurtaracaktır” derken bir çağ bırakmıştı arkasında. Mücadelesinin bir kişiye, bir zümreye, bir makam hırsına ait olmadığını; bir milletin kendi kaderini eline alabilme iradesi olduğunu söylemişti. O büyük iradenin yerine bugün neyi koyduk? Reçetesiz bir iktidarı mı? Sönmüş bir muhalefeti mi? Koltuk sevdasıyla ağırlaşmış bir siyaset dilini mi? Yoksa Atatürk’ün adını yalnız törenlerde hatırlayan, fakat ruhunu yaşamayan bir toplumsal rehaveti mi?

Bu ülkenin çıkmazı tam da buradadır: Atatürk’ün yaptıklarını yapamayız tembelliği. “O yaptı, biz yapamayız”ın ardına gizlenmiş bir nesiller yorgunluğu… Oysa Atatürk’ün bizden istediği şey, onu tekrarlamamız değil; onun cesaretini çağımıza tercüme etmemizdi. “Benim naçiz vücudum elbet bir gün toprak olacaktır, fakat Türkiye Cumhuriyeti ilelebet payidar kalacaktır” sözü boşuna değildi. Cumhuriyet ancak cesaretle ayakta kalır. Bağımsızlık ancak göze almakla korunur. Yol ancak yürümekle yol olur.

1968 Kuşağı bunu anlamıştı. Deniz Gezmiş ve arkadaşları, genç ömürlerinde “Tam bağımsız Türkiye” diye haykırırken aslında 1919’un ruhunu geleceğe taşıyorlardı. O yürüyüş, bir fotoğraf karesinde donup kalmadı; bir idam sehpasında bitmedi; bugün hâlâ içimizde bir yerlerde, yeniden filizlenmeyi bekleyen bir inat gibi duruyor. Çünkü bağımsızlık talebi zamansızdır; haysiyet arayışı kuşak değiştirmez; yurt sevgisi modası geçen bir duygu değildir.

Bugünün Türkiye’si, hem 1919’un karanlığına hem 68 gençliğinin umut ateşine birlikte muhtaç durumda. Biz bu iki kaynağı bir araya getirip yeniden bir “yol” açmakla mükellefiz. Bu yolu belki biz sonuçlandırmayacağız, belki bizim nefesimiz yetmeyecek; ama bizden sonra gelenler tamamlayacak. Tıpkı 1919’da olduğu gibi, tıpkı 1968’de olduğu gibi… Çünkü bu yol, bir kişinin değil; bir neslin değil; bir milletin kader yoludur.

Ve artık biliyoruz: Eski siyasetle, eski kalıplarla, aynı yüzlerin aynı cümleleriyle hiçbir yere varılmayacak. Bu iktidardan da bir şey çıkmayacak, bu muhalefetten de. Her biri başka bir çıkmazı temsil ediyor. Tam da bu yüzden, artık üçüncü bir yolun mecburiyeti var. Üçüncü Yol, ne partilerin pazarlık alanıdır ne de ikbal hesaplarının açtığı bir koridordur. Üçüncü Yol, koşulsuz, amasız, fakatsiz Atatürk’ün yoludur.

Bu yola girmek cesaret ister. Bu yolun yürüyeni ayağından değil, alışkanlıklarından, korkularından, rahatından feragat eder. Çünkü bu yol, hiçbir zaman güllük gülistanlık olmadı. Bu yol, hep dikenliydi. Atatürk’ün Samsun’a çıkarken bastığı topraklar da dikenliydi; Denizlerin darağacına çıkan merdiveni de dikenliydi; Anadolu’nun her devrimci adımı dikenlerle doluydu.

Ama yine de yüründü.

Ve biz bugün o yürüyüşün çocuklarıyız.

Şimdi bir kez daha aynı soruyla karşı karşıyayız:

Hangi yolda duracağız?

Cevap çok açık:

O dikenli yolu yeniden açma cesaretini gösterecek miyiz?

Eğer gösterebilirsek, işte o zaman “YOL” kendini yeniden yaratır.

Bizden sonrakiler de o yolu tamamlar.

Çünkü bağımsızlık, çünkü haysiyet, çünkü Cumhuriyet:

Yarı yolda bırakılacak bir dava değildir.

Siyasetçi, İktisatçı ve Köşe Yazarı